Yerini bilmeyen geleceğini karartır
Geçen haftaki söyleşiye devam ediyoruz. Soru-cevap formu okuyucuya ilginç gelmiş olmalı ki, en fazla tepkiyi bu yazıya aldım. Güzel bir soru şuydu: “Yargıtay başkanı Sami Selçuk, Türkiye”nin AB”ne alınması durumunda Avrupa”nın ”siper” kazanmış olacağını söyledi. Nasıl yorumluyorsunuz?”
Doğru söze ne denir? İki kutuplu sistemin ortadan kalkmasıyla, bölgesel güçlerin manevra alanları genişlemişti. Türkiye, daha esnek ve cesur bir stratejiyle etki alanını genişletebilirdi. 1980”lerin ilk yarısında güneye ve doğuya doğru hatırı sayılır bir ticari hamle yapan Türkiye, Sovyet sisteminin çözülmesiyle kuzey ve batısındaki komşularını da ekonomik hinterlandına dahil edebilecek bir noktaya gelebilirdi. Şah zamanında İran”a yılda ancak 12 milyon dolarlık mal satabilen Türkler, 1981”de 1 milyar doların üzerinde ihracatla bu ülkenin en büyük ticaret partneri oluyor; Irak ve Libya”ya yüzmilyonlarca dolarlık mal satabiliyordu. Sistem”in buna rızası olamazdı. Kuzey ve batı (yani Doğu Avrupa) devreye girmeden, güney ve doğu kapıları kapatılmalıydı. Nitekim öyle oldu! Türklerin gerçekten güçlü bir devletleri olsaydı, bu iş bu kadar kolay önlenemezdi. Dünya alem asıl kimin tüccar olduğunu o zaman görürdü!
Bunlar gerçekleşmeyince, Türkiye yanaşma statüsüne devam demiş oldu. Düne kadar Ruslara karşı siper konumunda olanlar, şimdi (Müslüman dünya dahil) bütün Asya”ya karşı Batı”nın siperi haline gelmeyi kurtuluşlarının teminatı sayıyorlar. Gaflet parayla satın alınmıyor ki! (Ve Ermeni meselesinin tekrar ısıtılıp gündeme getirilmesi gösteriyor ki, işe de yaramıyor!)
İnternet Ekonomisi Amerikan mamülü
Bugünlerde söyleşi yapılır da internet gündeme gelmez mi? İşte internet sorumuz: “Lizbon”da yapılan AB zirvesinde önemli kararlar alındı. (2010 yılında ABD”yi geride bırakmak gibi.) İnternet”in damgasını vurduğu zirve için ”dot.com zirvesi” deniyor. İnternet her türlü iş sürecini temelden değiştiriyor. İnternet üzerinden gerçekleştirilen elektronik ticaretin bir Yeni Ekonomi”nin müjdecisi olduğu söyleniyor. İnsan hayatını belirlemede teknolojinin yerini bu çerçevede nasıl görüyorsunuz?”
İnternet Ekonomisi veya ”Yeni Ekonomi” daha çok bir Amerikan mamülü. Ben bile son üç yılda satın aldığım kitapların onda dokuzunu İnternet üzerinden ısmarladım. Elektronik ticaret (e-commerce) ve özellikle de işletmeler-arası elektronik iş (e-business) başdöndürücü bir hızla yayılıyor. Bu hadiseyi büyük bir soğukkanlılıkla değerlendirmek ve makul bir tavır takınmak zorundayız. Aksi halde, yarın aşırı (ve faydasız) tepkiler göstermekten başka bir şey yapamaz hale geliriz. Geçenlerde bir sahafta kitap karıştırırken şöyle bir kitaba gözüm takıldı: Mushaf-ı Şerif Radyoda Okunabilir mi? Yazarın ne cevap verdiğini bilmiyorum, ama Kabe”den teravih namazlarının naklen yayınlandığı bir aşamaya geldiğimize göre, teknolojik gelişmeler bizi tepkici değil etkici olmaya zorluyor demektir.
Red cephesi muhasara altında
Avrupa bu alanda biraz geriden gidiyor. Japonya da öyle. ABD bu yüzden hegemonik gerileme sürecini yavaşlatacağa benziyor. Topyekün beşeri hayat bağlamında teknoloji belki bağımsız bir değişken değil, ama görece örgütlü topluluklar teknolojiyi kullanarak hayatımızı değiştirme, yönlendirme tekelini ellerinde tutmaya devam ediyorlar. Red Cephesi muhasara altında. Ne sadece red işe yarıyor, ne sadece kabul. Red ve Kabul kategorilerinin ötesine geçecek bir iradeye muhtacız.
Halkın yoksulluğunu kime şikayet edeceğiz
Geliyoruz toplumsal sorulara: “DİE rakamlarına göre Türkiye”de Hane Halkı Gelir Dağılımı şöyle bir tablo sergiliyor: Toplumun en fakir %20 kesimi milli gelirden %5 pay alırken, en zengin %20”lik kesim %55 pay alıyor. Bu tablo Tanzanya”dan daha kötü. Türk-İş Araştırma Merkezi”ne göre, bir ailenin aylık harcamalarında açlık sınırı 412 milyon TL olarak tesbit edilmiş. Ülke nüfusunun büyük çoğunluğu böyle bir gelirden yoksun olduğuna göre, sürünüyor muyuz?”
Seçkin zümreleri üretken olmayan toplum sistemlerinde, alt tabakalar sürünmeye mahkumdur. Türkiye”de burjuvazi ile bürokrasi birbirinin suç ortağıdır. Büyük sermaye, alt ve orta sınıfların beyin ve kas gücüne dayanarak küresel pazardan pay kapmaya (yani başka ülkelerin sermaye sınıflarıyla kapışmaya) talip olacağı yerde, küresel sermayenin yerli işbirlikçisi olmayı seçmiştir.
Sermaye yaşama imkanlarını yok ediyor
Bu durumda yapılacak hiçbir ”yapısal” reform Türk ekonomisine mesafe aldırmaz. Türk devleti ise, kısır bir sermaye sınıfının cankurtaranı misyonunu üstlenmekle, kendi yaşama imkanlarını hızla tüketmektedir. Bu durumda halkın yoksulluğunu kime şikayet edeceğiz?